Bir çocuk gördüm uzaklarda, gözleri kederli. Sanki seneler sonrasını görmüş de “Bunun için mi?” der gibi.

Gece oldu, yine. Uydunuz. Kiminiz bir rüyanın tam ortasında, kiminiz can veriyor belki. Mutlusunuz ya da değilsiniz bir önemi yok şuan hissetmiyorsunuz nasılsa. Bugünün en güzel anını yaşıyorsunuz. Belki gözlerinizde yaş var, yastığınız da ıslak biraz. Ben uyumadım, uyuyamıyorum daha doğrusu. Işıkları kapattım. Kendi hikayemi okudum baştan. İnsan bildiği şeyi uzun zaman geçtikten sonra unutabiliyor….

“Sevgiden başka bir şeye sahip değilim. Bir karanfili yetiştirmek için yeterli mi emin değilim.”

Ah yine o akşam. Başka şehirde gökyüzünü başka bir açıdan seyrederken. Sesi tozlu gibi ama bağımlılık yapan bir adamın şarkı söylemesini dinleyip bir yandan da eşlik ederken. Sağımda babamın özenle diktiği rengarenk çiçekler varken. İçimdeki heyecan, gözlerimdeki ışıltı henüz yok olmamışken. Hani her şey karışık ama bir o kadar da güzelken. Demek istediğim şu ki…

“Gözlerinde telaş, yıllar sence yavaş. Acelen ne bekle diyerek saçlarımı okşayacaklar bir gün. Bir gün bu sonsuz kedere dur diyeceğim, göreceksin.”

Bir şarkı açın şimdi, sizin için özel bir şarkı olsun. Ben olsam fikrimin ince gülü açardım mesela ya da firuze olsun. Omzumda Deniz var. Gözlüğümle oynuyor. Üzgün gibi biraz, biraz da canı sıkılmış. Bense aynıyım. O kadar uğraşa rağmen. Okuduğum kitaplara, konuştuğum umut saçan insanlara rağmen. Beni anlamanız için anlatımımı çok fazla geliştirmem lazım. Fakat…

Aklımı alman huzuru bulmam demek.

Akıl, başa bela. Bir öğretmenimin sözü vardı, neden derslerimde başarılı değilim diye sorduğumda söylemişti. Cehalet mutluluktur kızım boşver. Şaka bir yana, aklımı dolaba koyup gidesim geliyor bazen. Keşke dört yaşında bir çocuk olsak mesela. Çiçeklerin nasıl fotosentez yaptığını bilmek zorunda olmasak, sadece baksak zamanla açtığını görsek. Ya da dünyanın hareketleriyle ilgilenmesek, gündüzü geceyi sadece gözlemlesek….

Bir anlamla kurtulacak hayatlar var.

Bir arayış içindeyim, tam da şimdi aldığım nefes nasıl önemliyse ve bir saniye sonra ne kadar değersiz olacaksa da, bundan sonraki nefes alıp verişlerim için anlam arıyorum. Belki de yaşamakla sorunum bundandır. Yanlış seçimler yapmışımdır, yanlış şeylere yanlış anlamlar yüklemişimdir. Sonra da bir şeylere anlam yükleme yeteneğimi kaybetmişimdir¿ Sevgiyi hissetmeyi bırak, kelimelere dökemiyorum oysa pervane…

Maskeler çıksın, perdeler kapansın. Bir yağmur yağsın da herkes benliğine kavuşsun artık.

Biz ışık ışık derken, en büyük ışık kaynağının güneş olduğunu, yaklaştıkça yanacağımızı hiç düşünmemiştik. Biz hiçbir şeyi tam olarak düşünemedik. Belki de düşünmek istemedik. Sevdiğimiz gibi sevilelim istedik. Ben mesela. Hepinizi seviyorum, rujumun rengini beğenenleri daha da çok seviyorum. Ama seviliyor muyum? Evet. Toplasan beş kişi eder aileyi de katsak yedi. Bana bir buket çiçek…

“İsmin, sana içindeki mucizeyi gösterir.”

Çok istediğim çok dua ettiğim bir şey vardı. Ne yaparsam yapayım gerçek olmuyordu. Bu gece gerçekleştiğini hissettim. İstediğim şey hayatımın anlamını bulmaktı. Tabi arayarak bulunmuyormuş bu. Tam umudumun tükendiği sırada karşıma çıktı. Bana bir yunus vadedip ruhunun olduğundan bahsedip ölüme olan korkumu yok etti. Kendime sormam gereken ve kendimden öğrenmem gereken şeyler varmış. Her gün…

Düşünmeden, özgürce

Artık biri karşıma geçsin ve desin ki: “Karşımda güçlü durmana gerek yok, kaybetmemek için bambaşka bir insana dönüşmesen de olur, sadece öylece dur, ben seni hiçbir şey yapmıyorken bile sevmeye devam edeceğim.” Bütün bu kargaşadan uzaklaşmak istiyorum. Mesela birine arkamı dönüp gidebileyim. Her şeyimi gözüm kapalı emanet edebileyim. Acaba lafını hiç kullanmayayım ne olduğunu gözlerine…

Eylül

Dünümle bugünüm arasındaki tek fark yediğim yemekler. O da bazen aynı oluyor. Hayatıma anlam katacak şey artık karşıma çıksın istiyorum. Ya da her neyse ya. Bugün genel olarak herkese küsmeye karar verdim. Gelen olursa neden geç geldin derim. Bir poşet domates alsanız neden iki poşet almadınız derim. Güler yüzle bekleye bekleye yüzüm uyuştu. Kolay gelsin…

Otobüsü beklerken kaçırmak

3 sene önce. Tabi küçüğüm daha, kendi kendime ayakta durmaya çalışıyorum o zamanlar. Daha insanları göremiyorum, her söze inanıyorum. Bir cuma günü okuldan çıktım gidiyorum. Yağmur nasıl yağıyor anlatamam. Otobüsün gelmesine yarım saat var daha ve ben o kadar sabırsızım ki hemen gelse kulaklığı taksam eve gitsem diye. İlk bir iki dakika seneler gibi geldi,…